YUNAN ASKERİNİN KALEMİNDEN YENİŞEHİR'İN İŞGAL GÜNLERİ


Türk milletinin küllerinden yeniden doğduğu, orduları dağılmış, cephanelerine el konmuş, savaş gemileri tersanelere çekilmiş, tren yolları ele geçirilmiş durumdayken yeniden ayaklandığı savaşın ismi Kurtuluş Savaşı, İstiklâl Harbi ya da başka bir deyişle Milli Mücadele Savaşı’dır. Peş peşe süren savaşların ardından yorgun, bitkin ve en önemlisi belki de gelecekten hiçbir ümidi kalmamış Anadolu insanının silkelenip yeniden ayağa kalktığı yok oldu, bitti derken cihana yeniden kafa tuttuğu ve sonu zaferle biten bir savaştır bu savaş.
Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkmaları ve 9 Eylül 1922’de geldikleri yerden İzmir’den denize dökülmeleri sürecinde yaşananlar bulunduğumuz coğrafyada oldukça derin izler bırakmıştır. Yunanlıların “Küçük Asya Savaşı” ya da “ Küçük Asya Felaketi” olarak adlandırdıkları sonu onlar açısından derin hüsranla biten bu savaşta yaşananlar ise insanlık tarihine kara leke olarak işlenmiştir.
Kurtuluş Savaşı sürecinde 27 Ekim 1920 tarihinden 6 Eylül 1922 tarihine dek beş kez Yunan ordularının işgaline uğrayan Yenişehir için işgal, işgalde yaşananlar ve buna benzer konular defa kez yazıldı çizildi. Elbette ki; tarihin kıvrımlarında karanlık olarak kalan kısımlar her zaman var olacaktır. Lâkin tarihte karanlık kısımları aydınlatmak, aydınlatmaya çalışmak bizleri istikbale daha emin olarak hazırlayacaktır inancı içerisindeyiz. Bu bağlamda da çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz.
Son birkaç yıldır bizim Kurtuluş savaşı olarak adlandırdığımız Yunanlıların Küçük Asya Savaşı dediği savaşla ile ilgili olarak Yunan kesiminde de anı türü yaşanmış, tanık olunmuş ve tanıklıkların kaleme aldığı kitaplar yayınlanmaktadır. Örneğin Yunanlı tarihçi-yazar Tassos Kostopulos’un kaleme aldığı “1912- 1922 Savaş ve Etnik Temizlik” isimli kitabında yazar açık ve net olarak Yunan ordusunun Türk halkına yaptığı mezalimleri anlatmaktadır. Buna benzer bir diğer kitap ise Pliziyotis’e aittir. Esasen Anadolu’da Türk halkı ile iç içe komşu olarak yaşayan Haralambos Pliziyotis bir Rum ailesinin mensubudur. 1913’de arkadaşı Sotos ile birlikte gizlice evinden kaçarak Balkan Savaşlarına katılmış. Anadolu harekâtı döneminde de 1920 yılından itibaren dört kardeşi ile birlikte Yunan Ordusunda gönüllü olarak bulunmuştur.[1] Eli kalem tutan bir kişi olsa gerek ki; savaş boyunca da bir günlük tutmuştur. Ve bu günlüğünü daha sonra bir kitap haline getirerek “Anamnisis Tu Metopu, 1920-1921 Mikrasia-Thraki” yani türkçe tercümesi ile “Cephe Hatıraları, 1920-1921 Anadolu-Trakya” ismi ile kitaplaştırmıştır.
Nisan 1920’de başlayıp Ekim 1921’e kadar geçen süreyi konu alan Pliziyotis söz konusu bu günlüğünde yaşadıklarını kendi gözüyle anlatmış, gördüklerini aktarmıştır. Savaş boyunca yaptığı yürüyüşlerde çantasındaki fazlalıklardan kurtulması gerektiği durumda ailesinden aldığı mektupları yakmak zorunda kalsa da günlüğüne her zaman sadık kalmayı tercih etmiştir.[2]
Yunanlılar yakıp yıktığı köy ve kasabalarda halka görülmemiş zulümler yapıyorlardı. Anadolu’da türk köylüsünü balta ile parçalayan bir Yunanlı yaptığı zulmü bir de objektif önünde ölümsüzleştirme pervasızlığına düşmüş

Yenişehir’in Yunan ordusu tarafından ilk kez işgal edildiği tarih olan 27 Ekim 1920, ikinci işgal 6 Ocak 1921 tarihi ve üçüncü işgal tarihi olan 23 Mart 1921 tarihlerinde ki yaşananlara farklı bir bakış açısı olarak bakan günlük muhteviyatında Yenişehir ve çevresinde yaşananları Yunan Ordusunda savaşan bir askerin gözü ile görebilmekteyiz. Pliziyotis 31 Eylül 1920 tarihinde günlüğüne “Bir saat sonra ayrılarak İznik’e gittik. Gece iki köyün dışında durduk. Yanıyorlardı....”[3]  şeklinde bir not yazdıktan sonra 3 Ekim 1920’de de “Öğlen birden itibaren tüm bölük, üç Türk köyünün silahlarını almaya gitti. Silahlı gördüğümüzü vurmamız emri vardı. Üçüne de gittik ve ikincisinde tabancalı birini bulduk. Teğmen O’nu aynı silahla öldürdü. Ancak öncesinde O’na, silahı olup olmadığını sormuş ve O da olmadığını söylemişti. Her üç köyden on sekiz kadar köylüyü aldık. Onları İznik’e getirdik ve diğerlerine yarın silahlarını getirdiklerinde, alıkoyduklarımızı serbest bırakacağımızı söyledik. İznik’e döndüğümüzde, sonraki gün Gemlik’e gideceğimizi öğrendik.[4] notunu yazıyor. Hemen akabinde yazdığı not ise 6 Ekim 1920 gününe ait; “…Şehrin içindeki askerlerin çok işi vardı. İznik'i on dört yerinden ateşe veriyorlardı. Hemen biz de yardıma koştuk. Epeyce kibritimiz vardı. Ancak bunu yapana kadar ter üzerimizden dere gibi aktı. Daha sonra tepelik bir yere oturarak Roma'yı yakan Neron gibi gururlandık… Geriye kalan vatandaşları aldık ve onları kale dışına bıraktık.. . .”
Günlükte 6 Ekim’den sonraki not 28 Ekim 1920 tarihine ait. Bu tarih Yenişehir’in Yunan ordusu tarafından ilk işgal edildiği 27 Ekim 1920 tarihinin bir gün sonrasına denk geliyor. Bu tarihlerde Batı Cephesinin Gediz vadisi genel doğrultusunda Yunan ordusuna karşı uygulayacağı saldırı planı nedeniyle Ertuğrul grubu askerleri güneye kaydırılmıştı. Bu nedenle de cephenin kuzey kesiminde yani İnegöl-Yenişehir- İznik bölümünde önemli bir zayıflık söz konusu idi.[5] Bu zayıflıktan faydalanan Yunan ordusu ise pek fazla direnişe rastlamadan Yenişehir’i işgal ettikten sonra ki hedefi olan Bilecik istikametine doğru hareket ettiler. Pliziyotis Yenişehir’e ilk giren Yunan birliğinde olmasa gerek ki Yenişehir’in işgali ile ilgili not düşmemiş ve hatta günlüğünde ki 28 Ekim 1920 tarihli nottan anlaşılacağı üzere Köprühisar Köyü’ne de işgal güçlerinin hemen ardından giriş yapmış.
Yenişehir’de Yunanlılar tarafından halılarına kadar soyulduktan sonra ateşe verilip talan edilen bir köy camisinin fotoğrafı

Anadolu’nun iç kısımlarına doğru ilerlemeye çalışan Yunan ordusu Türk halkına tarihin en kara ve en utanç verici manzarasını yaşatıyor, haysiyetsiz davranışlarını sergiliyorlardı. Sekiz yaşında kız çocuğundan, seksen yaşında ki ihtiyara kadar tecavüzler sergileniyor, hiçbir sebep yokken köyler kasabalar ateşe veriliyor, din kutsallığı tahrip edilip evler, ocaklar, dükkânlar iğneden ipliğe dek yağmalanıp talan ediliyordu. İşgalle döneminde Yenişehir ve çevresinde 1187 ev yakılıp yıkılmıştı.[6] Pliziyotis’in 28 Ekim 1920 tarihinde günlüğüne yazdığı notta Köprühisar Köyü’nde yaşanan mezalimi aslında tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriliyor.
Yenişehir ve çevresinde Yunan Ordusu ile kahramanca savaşıp Yenişehir’in çevresinde başarılı çarpışmalara giren Gökbayrak Taburu ve Tabur Kumandanı Cemal Bey

 “28 Ekim 1920: Öğlen Köprühisar'ı fırın gibi tüterken gördüm. Görüldüğü kadarıyla önce iyice yağmalanmış ve sonra yakılmıştı. Akşama kadar iyi geçirdik. Ancak soğuk şiddetleniyordu. Saat 19:30'da nöbeti devraldım. Karanlık değildi. Çünkü Köprühisar elektrik gibi aydınlatıyordu...
29 Ekim 1920 günü Pliziyotis’in de içerisinde bulunduğu Yunan askeri birliği Gemlik’de bulunan merkezlerine çekilme emri almışlardı. Kış şartlarının fazla olduğu kar yağışının başladığını günlükte yazdıklarıyla öğrendiğimiz o gün yağmalarına, zalimliklerine devam ederek yol alıyorlardı. İşte Pliziyotis’in 29 Ekim 1920 gününe ait yazdıkları;
29 Ekim 1920: Çay'mızın içine kanyak kattılar. Saat onda bölükten, hayvanlara ve kağnılara el koymak için köye gidenler oldu. Diğer bölükler de aynı görev için başka köylere gittiler. Tüm tabur yüz elli kadar öküz arabası, epey öküz, koyun ve keçi topladı. Saat 15:00'da ayrıldığımızda ince ince kar yağıyordu. Yenişehir'e hareket ettik. Korkunç bir soğuk... beraberimiz de altmış da esir vardı. Yan tarafımızda iki köy yanıyordu. Az ileride birinci bölük, bir tanesini daha yakmaya gidiyor. Gemlik'e dönene kadar, epey köy yakacağımız söyleniyor. Askerler gizlice işlerini yapıyorlardı. Dükkânlarda bulduklarını zorla alıyor ve helvalar, cevizler, ipler, peynirler, iğneler, sabunlar, mumlar ve bulabildikleri diğer şeylerle tekrar hana dönüyorlardı.”[7]
Pliziyotis’in bahsettiği esirler 28 Ekim günü Yenişehir’de Yunan ordusu tarafından tutuklanarak Bursa’ya gönderilen Yenişehirli Kuva-yı Milliye yandaşlarıydı.[8] O tarihte yanan köyler içinde Yılmaz Akkılıç “Kurtuluş Savaşında Bursa” adlı kitabında Kızılhisar, Ebeköy, Terziler, Köprühisar,Rustum, Beypınar, Kirazlıyayla, Yıldırım, Örencik, Kavaklı ve Menteşe köylerini belirtmektedir.[9]
Yunan ordusunun Anadolu’yu işgalinde kasaba ve özellikle köylere en büyük zararı halkın yüzyıllardır komşu olarak yaşadığı ekmeğini aşını paylaştığı Rum ve Ermeni köylerinde yaşayan ahali vermiştir. Bu köylerde yaşayan halkın kurduğu haydut çeteler Müslüman köyleri yakıp yağmalamış adeta talan etmiştir. İşte bu durumdan şikâyetçi olan bir grup köylüde durumlarını arz etmek, şikâyetçi olmak maksadıyla 31 Ekim 1920 günü Yunan yüzbaşının yanına varmışlar. Pliziyotis bu durumu günlüğünde şöyle anlatıyor;
“31 Ekim 1920: …Saat onda yakınımızdaki köyün mensupları geldi. Diğer köylerdeki Ermenilerin ve Rumların onları rahatsız ettiklerini söylediler. Onları dinleyen yüzbaşı, hiçbir şey olmayacağını, köylerine geri dönmelerini söyledi. Giderlerken içlerinden biri, “gavurlar” dedi. Bunu birisi duydu ve yüzbaşıya söyledi. Hemen kurşunlanma cezası verildi… Etrafımızda üç köy yanıyor. Biz de etrafına oturup gururlanıyoruz…”
1 Kasım 1920 tarihinde Yunan ordusu sınırlı askeri eylemlerini tamamladığına karar vererek Yenişehir’den çekilmeye başladı. Çekilme 2 Kasım günü ancak tamamlandı. Yenişehir’i talan ederek gerçekleşen çekilme Pliziyotis’in günlüğüne şu şekilde yansımıştı;
1 Kasım 1920: Önce beş yüz ton kadar çeşitli şeylerle yüklenmiş olan kağnılar hareket etti. Çoğu buradan ve Köprühisar’dan alışveriş yapmış olan beylerin ve subayların yükleri. Bunu hayvan sürüleri takip ediyordu. Koyun, inek, keçi v.s. Saat altıda hareket halindeydik. Kar devam ediyor. Vadi bembeyaz. Biz de kar yüklüyüz. İki kilometre kadar yürünmüştür. Döndüğümde Yenişehir'in tüttüğünü gördüm! Saat sekizde bir köye vardık. Ancak bir süre sonra, o da Tanrı Moloh'a[10]kurban edildi. Yine de hala bir sürü köy var…”
Yenişehir’in Türk birliklerinin denetimine geçmesinin ardından ilçede gerek işgal esnasında gerekse de işgal öncesinde Yunanlılarla işbirliği yapıp, Yunan Ordusunu ilçeye davet ettikleri öne sürülen bazı varsıl kişiler tutuklandılar. Tutuklanan bu kişiler yargılanmak üzere Eskişehir’de kurulmuş olan 20 Ekim’den itibaren çalışmalarına başlamış bulunan “Eskişehir İstiklâl Mahkemesi”ne gönderildiler.[11]
Pliziyotis’in Yunanistan’da yayınlanan kitabının kapak fotoğrafı

1 Kasım’da yaşanan vahşet 5 Kasım tarihinde ilçeye gelen Mutasarrıf Ekrem Bey tarafından raporlandı.[12] Batı Cephesi Komutanlığı makamına yazılan bu raporda özetle;
“Yenişehir’de sivil ve askeri dairelerle bunlarla bitişik veya dolay çarşı ve dükkânlar Yunanlılar tarafından soyulduktan sonra tümüyle yakıldığı ve Yenişehir ve etrafından topladıkları üç yüz öküz arabasıyla el konulmuş malları götürdükleri ve bu arada beşyüze yakın eşraf ve ahalinin gençlerinin de beraberinde götürüldüğü….Yunanlılar tarafından tüm İslâm mâbetlerinin halı ve kilimleri alındıktan sonra pislendiği ve Köprühisar’la Yenişehir arasındaki ovadaki on dokuz köyün eşya ve hayvanatı ve hatta tavukları gasp edildikten sonra tamamının yakıldığı ve topluca on yedi köy soyulduktan sonra evlerin sanki bir özel lütuf olarak sahiplerine bağışlandığı… Bir çok dul kadınların ve bakire kızların ırz ve namuslarına tecavüz edildiği ve Yenişehir’i yakmak için her tarafa gaz serperek ateşlendiği sırada bomba seslerinin işitildiği ve bu olayın Yunan askerleriyle o sırada kuşatılmış bulunduğu… Yenişehir çevresinin hâlen bir ören yerine dönmüş bulunduğu ve telgraf tellerinin kırılmış ve direklerinin de testerelerle kesilmiş olduğu…”  belirtilmektedir.
9 Kasım 1920 tarihinde de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinde Karesi mebusu Vehbi Bey söz alarak Yenişehir’de yaşananları meclis kürsüsünden vekillere anlatmıştır. Epeyce uzun olan konuşmasına şu şekilde başlamıştır; “Bilhassa son aldığımız malûmatta, Yenişehir'de yapılmadık fecayİ kalmamıştır, ne ismet kalmıştır, ne de servet kalmıştır ve ne de memlekettin emlâk ve hayvanatı kalmıştır. Hükümet konağı hiç kimseye düşman değildir, haydi düşmandır diyelim, fakat belediye dairesi de düşman değildir ya?.. Cami düşman değildir ya?.. Çarşı düşman değildir ya? Bu fecayi hep İrtikâp edilmiştir. On beş yirmi köy yakılmıştır.[13]
Pliziyotis’in günlüğüne geri dönelim. Günlüğün Yenişehir ile ilgili kısımları 5 Ocak’ta yani Yenişehir’in ikinci kez işgal edildiği 6 Ocak 1921 tarihinden bir gün öncesine denk geliyor. Pliziyotis’in o gün moral olarak çökük, bitkin, savaştan usanmış olduğunu anlıyoruz. Sanırız ki Yunan ordusunda savaşan askerlerin birçoğu artık savaşmaktan bıkmış durumda.
İstiklâl Harbi esnasında Yunan zulmünü anlatmak amacıyla Yenişehir bölgesinde çekilmiş bir fotoğraf

“5 Ocak 1921: …, Köyün dışına kamp kurduk ve yeni tabur komutanı Fotopulos, vatanseverlikle ilgili bize saçmaladı. Bize yarın, ya da öbür gün taarruz yapılacağını, emir aldığımız takdirde Eskişehir'e yürüyeceğimizi söyledi! Orada dinlenecekmişiz!!! Bu son yolculuğumuzmuş!!! Oradan demiryoluyla evlerimize gidecekmişiz! ... ve daha bir sürü saçmalık…”
6 Ocak 1921 günü Yenişehir ikinci kez Yunan işgaline uğrar.  O sabah; Yunan ordusuna ait Tümgeneral Petmezas[14] komutasında iki piyade tümeni, bir süvari tugayı ve kolorduya bağlı birlikler 472 subay, 15.816 er, 12.500 adet tüfek, 270 adet makineli tüfek, 120 adet ağır makineli tüfek ve 72 adet toptan oluşan[15] büyük bir ordu geniş bir kola yayılarak taarruza geçti. Bursa’nın işgalinden sonra Anadolu’nun iç kısımlarına yapılan ilk büyük çaplı taarruzdu. Amaçları Eskişehir’e varmak ve savaşı sonlandırmaktı. Türk ordusu bu saldırıya hazırlıksız yakalanmıştı. Batı cephesinde birliklerin önemli bir kısmı da Çerkez Ethem’in çıkardığı ayaklanmayı bastırmakla uğraşmaktaydı. Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa 24 ncü Tümen’in Bozüyük’te bulunan kıtalarını ileri alması, Gökbayrak Taburu’nun, Yunanlıların Köprühisar istikametinde ilerlemesi halinde Pamukçaderbent istikametinde gerisine taarruz etmesi ve 3 ncü Süvari Tümeni’nin de İnönü’de toplanması istediğine dair bir telgrafı cephe komutanlarına gönderdi.[16]
Yenişehir’in şikinci kez işgalinden sonra bölgedeki askeri birlikler

Esasen de Yenişehir’de Türk Ordusu ileri karakol postası halinde ufak bir birlik bulunurken Köprühisar’da donanımlı mevziler bulunmaktaydı[17]. Nitekim de 6 Ocak günü Yenişehir Yunan birlikleri tarafından ikinci kez işgal edilmesinin ardından Köprühisar’a doğru yol alırlarken burada ki birliklerin savunması ile karşılaştılar.
Pliziyotis’in günlüğünde o güne dair yazdıkları da aynen kaynaklarda yazıldığı şekilde  örtüşmektedir.
“6 Ocak 1921: …Öğlen Yenişehir'e ulaşıyoruz. …İki saat sonra Köprühisar'ın dışındaydık. Dörtlü sıra halinde güzel, güzel yürüyorduk ve ansızın “bum” …yine "bum” …başka ve daha başka… Bir dakika sonra “gauv!” Birincisi neredeyse yanımızda patladı. …Bunu başkaları izledi. Önümüzde, arkamızda, yanımızda… Planlarını yapmışlar. Bize servis yapmak için, onların istediği yere ulaşana kadar kaygısızca ilerlememize izin verdiler… Neyse ki epeyce tepe vardı ve korunabildik…”
Bu günü doğrulayan başka bir anı da Ertuğrul Grup Komutanlığı görevinde bulunan Kazım Özalp. Kazım Özalp’de o güne dair anlarını anlatırken; “Köprühisar’ın doğu sırtlarına giden kuvvetlerimiz gizlendiler. Bursa-Bilecik yolunun üzerinde ve etrafında bize bağlı hiçbir fert görülmüyordu. Pusu kuran kuvvetlerimiz bütün bir gün beklediler. Akşamüzeri, tam tahmin ettiğimiz gibi bir otomobil ile 12 kamyondan kurulu bir düşman nakliye kolunun, Bilecik’e geçmek üzere caddeyi takiben Yenişehir yönünden gelmekte olduğu görüldü. Her şeyden habersiz olan bu nakliye kolu, Akderbent Batısındaki pusu mevzilerimizin önüne vardığı zaman büyük bir ateş yağmuruna tutuldu. Askerleri ve şoförleri şaşırdılar. Bir kısmı geriye, bir kısmı ileriye kaçmaya başladılar.[18]demektedir.
Ertesi günü Yunan Ordusuna ait İzmir Tümeni Yenişehir kesiminde iki kol halinde saldırılarını sürdürmekteydi.[19] O gün Pliziyotis’in bulunduğu birlik Türk ordularından darbe almış olsa gerek ki; Pliziyotis günlüğüne oldukça manidar kelimeler yazıyor. Mustafa Kemal’e ve onun nezdinde Türk ordusun atıfta bulunarak, aslında bir nevi de yenilgiyi kabullenerek sadece birkaç cümle ile geçiştiriyor günlüğünü;
7 Ocak 1921: Noel! Gerçekten güzel, Kemal’e bir şeyler söylemeye geldik ama, O bizden önce söyledi…
7 Ocak günü cephede yaşananlar hakkında Anadolu Resmi tebliğinde şu ifadeler bulunmaktaydı; “Yenişehir mıntıkasında düşmanın 1 Fırkaya yakın kuvvetlerle 7 Ocak 1921 sabahı yapmış olduğu taarruz bir buçuk saat içerisinde ordumuzun yapmış olduğu azimli savunması karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu başarılı müdafaa üzerine karşı taarruza başlayan kıtaatımız düşmana mühim zayiatlar verdirerek, eski mevzilerine geri dönmeye mecbur etmişlerdir.”[20]
Yenişehir’in Yunan Ordusu tarafından ikinci işgalinin ardından dokuz günlük zülüm yaşanmış ve 14 Ocak tarihinde Türk Ordusu’na ait birlikler tekrardan Yenişehir’i ele geçirmişlerdi. Pliziyotis’in de 7 Ocak tarihinden sonra günlüğüne aldığı not tam da ikinci işgalden kurtuluşun bir gün öncesine ait. O gün İzmir Tümenine bağlı olan bir birlik Yenişehir bölgesinde savunma düzeni alır. Savunma düzeni özellikle Köprühisar mıntıkasında yoğunluk kazanır.
13 Ocak 1920:…Köprühisar ve köprüyü geçiyoruz. Yiyecek almak için aşağıda duruyoruz. Üç çeyrek kadar oturduk. Tüm asker geçtikten sonra, …istihkamcılar köprüyü uçurdular. Bizi takip edenlerden epeycesi köprünün diğer tarafında kaldı. Evlatlarından bir kısmı bizim tarajımızda kalırken, anneler öbür tarafta kaldılar. Bir tarafta kadın, diğer tarafta kocası. Daha bir sürü şey. Bunlar, özgürlüğün nimetleri!! Ve de medeniyetin! Her neyse. Bu ileri hareket epey bir köyü, binlerce sakin insanı tahrip etmek ve bizim de bu gariplikleri çekmemiz için yapıldı!
Ertuğrul Grup Komutanı Kazım Özalp
14 Ocak tarihinde Gökbayrak Taburuna ait birlikliğe, Köprühisar’da ki düşman birliklerinin toparlanmasına fırsat vermeden saldırı emri verildi. Gökbayrak taburunun yaptığı baskın başarı ile sonuçlandı. Öncesinde daha gerilerde bulunan mevzilerinde toparlanma buyruğu alan Yunan birliği de çekilmeye başladı. Böylece; Yenişehir’i boşaltan Yunan birliklerinin ardından Gökbayrak Taburu Yenişehir’e girdi.[21]
1921 yılı Ocak ayı ortalarındaki Yunan Ordusunun geri mevzilere çekilmesi onlara toparlanma süreci vermiş oldu. 21 Mart 1921’de başlayan 12 Mart 1921’de tamamlanan Londra Konferansı görüşmelerinde istediklerini alamayan itilaf devletleri Yuna hükümetine baskı yapmaya başlamıştı. İngiltere Başbakanı Lloyd George Yunan temsilcilere hitaben “Hiçbir şeyi şansa bırakmayın, başarısızlığınız Türkleri ele avuca sığmaz duruma getirir” diyerek Anadolu’da bir kez daha Yunan saldırısının fitilini ateşlemiş oldu. 19 Mart 1921 günü Küçük Asya Ordusu başkomutanı General Papoulas 23 Marttan itibaren saldırıların başlayacağını hükümetine bildirdi. Aynı gün Yunan Kralı Konstantinos’da bir bildiri yayınlayarak; Anadolu’da ki Hıristiyan halkın orduya katılmalarını talep etti.
23 Mart günü saldırıya geçen Yunan birlikleri aynı gün Yenişehir’i üçüncü kez işgal etmiş oldu. O gün  Pliziyotis’in günlüğünde yazdıklarına göre kendisinin 10. Tümen’de savaşmakta olduğunu anlayabiliyoruz. General Leonardopulas komutasındaki bu tümen Müslümsölöz ve Burcun köylerinde bulunan hazırlık mevzilerinden harekete geçtiler. Bünyesinde Kral Konstantinos buyruğuna uyan 200 kişilik Rum ve Ermeni çeteleri de barındıran tümen geçtikleri köyleri yakarak talan ederek saat 14 gibi Yenişehir’e vardılar.[22] Pliziyotis bu günü günlüğünde şu şekilde ifade etmektedir.
23 Mart 1921: …Köylerden geçiyoruz. Bayırköy, sonra Kapıcılar ki yanıyor, sonra Yuğurdere, bu da yanıyor. Aşağıda bir başka köy, o da yanıyor! …Önümüzde tüfek sesleri, zaman zaman da top sesleri duyuluyor. Akşamüstü Yenişehir'i geçmiştik.
Yunan ordusunun tüm hatlarıyla saldırısı karşısında çok fazla zayiat verileceği endişesi ile geri mevzilere çekilip toparlanma emri alan Türk kuvvetleri karşısında ilerlemesine devam eden Yunan Ordusu saldırıları 24 Mart günü daha da yoğunluk kazanmaya başlamıştı.. İnönü mevzilerine doğru çekilişlerini düzenli bir şekilde yapan Türk Ordusu karşısında Yunan Ordusu ilerlenmesine devam ederek Bilecik’i işgal etmek planlarıyla Köprühisar Köyüne giriş yaptılar. Köprühisar’da bulunan Türk birliklerinin direnişi ile karşılaşan Yunan Ordusu burada epeyce bir zayiata maruz kaldı. Pliziyotis o gün yaşananlar hakkında günlüğüne şunları yazıyor;
24 Mart 1921: …Köprühisara yeni varmıştık ki, Türk topları başladı. …Bizim, topçularımız karşılık verdi. Yanlardaki boş köyler yanıyor! …Karşımızda bir köy yanıyor. Yanımızdan bir süre önce 27. Alay geçti. Tüm yük araçları tavuk, yumurta, peynir ve bir köy yanmadan önce ne ihtiva ediyorsa, onunla yüklüydüler!
Yenişehir’in üçüncü kez düşman işgaline ait tarih olan 23 Mart 1921 tarihinin ardından 4 Nisan’da Türk Ordusunun Yenişehir’e girmesiyle 13 gün boyunca yaşanan bir zulüm daha sona ermişti. Fakat ne var ki Yunan Birlikleri bu kez Yenişehir’i boşaltırken çevrede de büyük zulümler yaptılar. Kasabanın çarşısını tümüyle ateşe veren Yunan birlikleri, çevre köy ve çiftliklerde de büyük mal ve can yitimlerine yol açmışlardı.
Pliziyotis’in savaş boyunca günlüğüne yazdıklarında Yenişehir’e ait olan bölümler burada noktalanıyor. Savaş sonunda Yunan Ordusu ile birlikte Yunanistan’a giden ve daha sonra yazdığı bu günlüğü kitap olarak düzenleyip yazan Pliziyotis muhtemelen başka bir birliğe geçiyor. Pliziyotis’in günlüğü bizlere Yenişehir’in Yunan Ordusu tarafından beş kez işgal edilişinde ki ilk üç işgal ile ilgili çarpıcı bilgiler vermektedir. Yenişehir bölgesinde yaşanan zulümleri Yunan Ordusunda bulunan bir askerin gözüyle bakmamızı sağlayıp o dönem yaşanan bir takım olaylara da ışık tutmakta yardımcı olmaktadır.
Yoksul ve yenik düşmüş olsak dahi Türk milletinin özgürlük ve hürriyeti için harcayacağı çaba ancak kanının son damlası zayi olduğunda son bulur. Bu millet ancak külleri kalsa dahi küllerinden yeniden doğabilecek bir millettir. Bunu en net olarak hürriyetimizin sınavını verdiğimiz Milli Mücadele İstiklâl Harbinde ortaya koyduk. Öylesine şanlı bir savaş olan istiklâl Harbimizde şehit düşmüş tüm vatan evletlarının ruhları şad olsun. Şehitlerimizle, Gazilerimizle, cephe gerisindeki vatan evlatlarımızla bu millet size minnettardır.



[1] Yunan Tarihçiliğinin Gözüyle Anadolu Harekatı, Nilüfer Erdem, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Doktora Tezi, İstanbul – 2009, s.233
[2] Yunan Tarihçiliğinin Gözüyle Anadolu Harekatı, Nilüfer Erdem, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Doktora Tezi, İstanbul – 2009, s.234
[3] Çılgın Yunanlılar Birinci Kitap “Yunan Düşü” Mayıs 1919-Nisan 1921, Murat KÖYLÜ, s.356
[4] Yunan Tarihçiliği Gözüyle Anadolu Harekatı 1919-1923, Nilüfer ERDEM, Derlem Yay. Ekim 2010, s.320
[5] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.448.
[6] Lozan Barış Konferansı Tutanaklar - Belgeler, Seha L. Mreay
[7] Yunan Tarihçiliği Gözüyle Anadolu Harekatı 1919-1923, Nilüfer ERDEM, Derlem Yay. Ekim 2010, s.320.1
[8] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.781.
[9] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.450.
[10] Moloh; insanlardan kendilerini kurban etmelerini isteyen eski semit tannsıdır. Yunanca'da, "savaşın Moloh'una kurban edilmek" deyimi bulunmaktadır.
[11] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.450.
[12] ATASE arşiv, Belge 2391
[13] T.B.M.M. 9 Kasım 1920 tarihli doksan altıncı içtiması, s.316
[14] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.462.
[15] Anadolu İhtilâli, Sabahattin SELEK, Ankara 1999, c.2, s.194.
[16] Türk İstiklal Harbi, II nci Cilt, Batı Cephesi, 3 ncü Kısım, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı yay., Ankara, 1999, s. 159.
[17] T.B.M.M. 8 Ocak 1921 tarihli oturum tutanakları, s.228
[18] Askeri ve Siyasi Yönleriyle Kazım Özalp, Ahmet KIZILIRMAK, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkıâp Tarşihi Enstitüsü, Doktora Tesi, Ankara 2012, s.115
[19] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.463.
[20] Tarih Boyunca Söğüt ve Kültürü, Sempozyum Bildirimleri,  Bilinmeyen Yönleriyle Türk Milli Mücadele Tarihinde Birinci İnönü Muharebesi, Yrd. Doç. Dr. Taner BİLGİN, Aralık 2015, s.29.
[21] Kurtuluş Savaşı’nda Bursa, Yılmaz AKKILIÇ, Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi Yay., Bursa 2008,  İkinci kitap, s.465.
[22] Bursa – Yenişehir 1301 – 2001, Özdemir Şarman, Bursa 2001, s.32

YENİŞEHİR’DE KENT MÜZESİ KURMANIN ZAMANI GELDİ…


 Eski kaybolmaya yüz tutmuş meslekleri geleceğe kurulacak kent müzesi ile taşımak mümkündür.

Bu ay Yenişehir tarihinin bir konusunu ele alıp, konu ile ilgili belge, dokümanları toplayıp bir yazı hazırlamak yerine farklı bir şey yapmak istedim. Epeydir düşünüyordum bu konuda yazmayı. Konu önemli hele ki Yenişehir için daha da önemli bence
Konumuz; Kent müzesi.
Nedir Kent Müzesi? Bunu en güzel şekilde Tarih Vakfı anlatmış; “Kent Müzeleri şehrin tarihini başlangıcından alıp tüm toplumsal, ekonomik, politik, kültürel, doğal çerçeveleriyle günümüze kadar taşıyan ve geleceğe de taşıyacak olan; kente dair her türlü verinin bir araya getirildiği mekânlardır.”
 Kent Müzesi; bir şehrin değerlerini barındıran geçmişle gelecek arasında şehrin yüz akı bir mekândır. Kent de yaşayan insanları ortak bir kültür mirasında bir araya getirebilen kentli olma bilincini aşılayan yegâne bir kurumdur.
Yenişehir; Osmanlı Devletinin ilk başkenti diyoruz ve bu ilçe insanı olarak da her zaman bu olgu ile övünüyoruz. Kültürünü, ananesini, dinini üç kıtaya götürmüş Osmanlı bu toprakta doğdu. Haklıyız da övünme de sonuç itibariyle. Lakin bu haklı onurumuzu da yaşamamız gerekmez mi? Bu onuru yarınlara da yaşamamız bizim şehre karşı görevimiz değil mi? Tarih; bu şehrin kimliği olmuşsa adeta, bizimde o kimliğe sahip çıkmamız gerek elbet.  
Öyleyse Yenişehir ve Kent Müzesini kavramlarını bir araya getirmeliyiz artık. Yenişehir’in buna ihtiyacı var. Kent Müzesi bizim Yenişehir’e karşı borcumuzdur.
Evet; bu şehrin geçmişte yaşadığı tanıklıklarla, yüzyılların bu şehre kattığı değerle bir kent müzesine gereksinimi var. Adının başına Osmanlı’nın ilk baş şehri ibaresini koyuyorsak o vakit gereğinin de yapılmasına sebep var.
Dert tasa bitmedi, şu eksik bu eksik şu da olsun buda olsun diyen kişileri şimdiden duyuyorum. Hepsi olur hepsinin bir sırası var lakin kent müzesi yarına bırakılacak bir konu değildir. Dün ilçemizde onlarca tarihi Osmanlı evimiz vardı. Bugün kaç tane kaldı. Tarih zaman içerisinde durup kimseyi beklemez. Bugün kurulacak kent müzesi ile yarın kurulacak kent müzesi arasında fark olacağı aşikârdır.
Yenişehir’de kent müzesini oluşturacak materyal var mıdır ki kent müzesi kurulsun der kimisiniz.
Vardır hem de fazlasıyla vardır. Siz hele bir besmele çekip başlayın ki neler neler gelecektir o kent müzesine.
Ali Bilgiç’i hemen hepimiz biliriz. Yıllardır bu kentin belleğini depolamıştır arşivine. Bugüne dek Yenişehir’de yayınlanan tüm gazete ve yayınların arşivi mevcut kendisinde. Şundan eminim ki Ali Abi’nin arşivi gibi bir arşiv şu memleket de birçok şehirde mevcut değildir. Birçok kişinin böyle bir oluşum olması halinde elindeki eşya belge veya eski fotoğrafları hemen vereceğine de birçok kere şahitlik ettim. Ben şahsen inanıyorum ki hele bir niyet edilsin memleket de parmak ile gösterilecek bir kent müzesini kurarız. 
Peki; kim kurmalı bu kent müzesini, kimin görevi kurmak. Nasıl olacak ki bu iş?
Kent Müzesinin oluşumunu sağlamak kent müzesi için gereken girişimi yapmak yerel yönetimin görevidir. Yerel yönetim konunun önemini kavrayıp bir kent müzesi kurulmasına karar verdiğinde müze ve arşivleme konusunda uzmanlardan yardım almak kolaydır. Önemli olan yerel yönetimin kent müzesine uygun bir mekânı bu maksatla tahsis etmesi.
Yenişehir tarihi kimliğine sahip çıkmak konusunda oldukça şanslı ve zengin bir ilçe 1963 senesinde Öğretmenler Derneği tarafından çıkarılan Yenişehir kitapçığını saymazsak 1996 yılında Özdemir Şarman’ın yaktığı ışığı hiç söndürmedik. Özdemir Şarman’ı Ali Bilgiç Ali Bilgiç’i Salih Erol, Salih Erol’u Turgut Yüce, Turgut Yüce’yi Hüseyin Kaplan izledi. Son zamanda Yenişehir ile ilgili ne kadar çok yayın çıktı fark ettiniz mi hiç. Bu kentin tarihine bunca sahip çıkan varken yerel yönetime sadece el tutmak, yol açmak kalır aslında.

Şimdi buradan bir çağrı yapmak istiyorum yetkililerimize; gelin kent müzesi için besmeleyi çekelim gelin bir olalım birlik olalım. Siz haydi deyin bu şehre, bu şehrin tarihine gönül vermiş insanlar canla baş olur. Kent müzesi bu şehrin kültürüne yapılacak en büyük hizmettir. Ve şu bir gerçektir ki kent müzesini kuran yıllarca unutulmayacaktır bu şehirde.   
Kent müzeleri bizim geçmişimizi geleceğe taşıyan yegane bir kurumdur



İŞGAL YILLARINDA YENİŞEHİR'DE YUNAN MEZALİMİ

30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti kendisine dayatılan Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalmıştı. Ardından 12 Mayıs 1919 günü başlayan Paris –sözde- Barış Konferansı’nda toplanan devletler I. Dünya Savaşı ile tamamen bittiğini düşündükleri Osmanlı’nın topraklarını hayâsızca paylaşma planlarını devreye sokmaya başladılar. O güne dek İtalya’ya peşkeş çekilmek istenen İzmir’in boğazlara çok yakın olmasından dolayı İngiliz çıkarlarına ters düşmesinden dolayı Yunanistan’ın İzmir çevresindeki “Rumların Müslüman-Türkler tarafından öldürüldüğü” şeklinde sözde bahane ve yalanıyla İzmir’in işgali Yunanlılara bırakıldı.[1]
İzmir’in işgalinin Yunanlılara bırakılmasının ardından ise Yunan donanması 15 Mayıs 1919 günü İzmir’i işgal etmeye başladı. İzmir’in Yunanlılarca işgali ise Batı Anadolu’da eşi benzeri görülmemiş bir mezaliminde başlangıç noktası olmuştu. Uzun yıllarını savaşlara veren Osmanlı Devleti kasaba ve köylerinin erkek nüfusu yok derecesine gelmiş, ahalisi yorgun, bitkin ve yoksullukla mücadele ediyordu. Halk adını sanını her yerde duyduğu Mustafa Kemal’in attığı her adımı yakinen takip ediyor. Mustafa Kemal’e güveniyor ve O’nu kurtarıcı olarak görüyordu.
Tüm bunların yanında ise Yunan birlikleri Anadolu’da hızla ilerliyordu. 20 Ekim 1920 günü gerçekleşen ilk işgalin ardından Yenişehir toplamda Yunan Ordusu tarafından beş kez işgale uğradı.
Batı Anadolu’da girdikleri her köy ve kasabada halka yaşattıkları akla gelebilecek her türlü zulmün fazlasını Yenişehir’de de uygulayan işgalciler ilk işgalin ardından 6 Eylül 1922 gününe dek geçen 686 günde halkın can ve mal güvenliği olmadan namus düşüncesi ile yaşamasına sebep olmuştur. Hiç yere yaşamına son verilen sivil halk, yakılan yıkılan kamu binaları ata yadigârı tarihi eserler, Tahrip edilen cami ve mescitler, talan edilen iş yerleri, iğnesiz bırakılan evler namusuna göz dikilen kızlarımız kadınlarımız. Yenişehir’in Yenişehirli’nin gördüğü zulmü anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalacakken elimizden geldiğince o günleri unutmamak, bu topraklar için verilen mücadeleyi layıkıyla anlayabilmek için o günlerde yaşananlara bakalım isterseniz;
Gökçesu Köyü’nden 1907 yılı doğumlu Feruze Dursun o günlere ait yaşadıklarını “Yenişehir’deki evlere çok girdiler, yakmadık ev bırakmadılar. Bizim evlerimiz çok güzel iki katlıydı, bizi evlerimizden attılar. Bizim evimize asker oturdu.” şeklinde anlatıyor.[2]
Yenişehir’de halkın birçoğu namus ve çoluk çocuğunun hayatından endişe etmesi sebebiyle Afyon, Eskişehir ve Ankara yönüne dağlardan patikalardan evlerini sadece kilitleyip yanlarına hiçbir şey alamadan göç ettiğini o günleri yaşayanların anlatımından biliyoruz. Gittikleri yerlerde yakını eşi dostu olanlar eş dost akrabanın yanına sığındığı halde evinde barkında toprağında sıkıntı yaşamayanların gittiği köy ve ya kasabalarda ırgatlık yaptığını da o günleri yaşayanlar anlatıyor. 
Yine o günleri yaşayan 1921 doğumlu Ahmet Yekin; “Mustafa Kemal’in askerleri gelmeden önce halk pusmuş durumda. Esarette bulunan halk memnun değil işgalden tabi ki. Eskişehir’e kadar kaçmışlar ninemgiller. Ordan, Yenişehir’den Eskişehir’e dağlık patika yollardan yürüyerek gidiyorlar. İşgalden sonra anında geri dönüyorlar. Eskişehir’de göç edenleri evlerinde misafir ediyorlar.” diye anlatıyor yaşadıklarını.[3]
1915 doğumlu Mehmet Emin Lapacı ise ilçede yaşanan mezalimi daha detaylı bir şekilde anlatıyor; “Yenişehir’in işgalinde dedem bizim sokak kapımızı, direklerle arkasından dayakladı. Yunanlılar tekme vurup kırıp ta içeri girmesinler diye. Yenişehir’in içerisi çok sessizdi ve biz sessizliği dinlerdik. O vakit elektrik yoktu. Akşamla yatsı arası gece dinlerdik: “imdat! İmdat! Can kurtaran yok mu? Allah aşkına yetişin!” diye kadın kız sesleri hala kulaklarımdadır. Komşulardan kimse dışarı çıkmaya korkuyor, evden o feryatları duyunca. Her mahallenin kadınları, genç kızları bir yerde toplanırlardı. Bizim mahallemizde ki genç kızlar Davutoğlları’nın evi diye bir yere toplanmışlar. Orada bir kızcağız dört Yunanlı tarafından tecavüze uğramış. Onun ismini biliyorum ama hiç kimseye söylemedim. İşte Yunan bu kadar zulmetti. Burada “Saray Hamamı” denilen bir hamam varmış. Yunanlı komutan “karavana pişirmek için odun ne arayacağız yakın bunu! Yakın!” demiş. Sonra Yunanlılar bu Saray Hamamı’nı yıktılar yaktılar. Yunanlılar Yenişehir köylerinde durmadılar. Gitti öküz sığır aldı geldi, burada askerine yedirdi. Yenişehir’i yıkıp yağmaladı. Yenişehir’in 3/4 ‘ü yandı, yakıldı. Yunan giderken yaktı.”[4]
Yunan askerinin işgal sırasındaki zulümlerinin yanında o güne dek bu topraklarda halk ile içi içe komşu yaşayan Ermeni ve Rum birçok eşraf da yapılan zulümlere katılmışlardı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Harici Siyasi’ye ait 26 Kasım 1920 tarihli evraktan Ermeniler ve İznik tarafındaki gayri müslimlerinde katıldığı yağmalarda Beypınar, Papatya ve Köprühisar köylerinde  Türklere ait her şeyin yağmalandığını anlıyoruz.[5]
Yenişehir’in ilk kez işgal edildiği 20 Ekim 1920 gününün ardından Hüdavendigâr İstînâf Müddeî-i Umumi’sinden[6] rapor istendi.[7] Osmanlı Arşivi’nden elde ettiğimiz bu rapora göre ise 26 Aralık 1920 tarihinde ilçede bulunan Müdde’i Umumi Hasan Aşki Bey’in Dâhiliye Nezâreti’ne bildirdiği üzere “Yenişehir hükümet ve belediye daireleri, ibadethane Yunan askerlerinin çekilmesi sırasında bombalanmış, çarşı tamamen yakılmış bu esnada bir çok da ev yanmıştır. Halkın evlerinde işyerlerinde malları ve eşyaları, caminin halı ve seccadeleri askerlerin ardından Rum ve Ermeniler tarafından çapulculuk ve yağma ile Gemlik tarafına götürülmüş, Yürekler acısı tecavüzlerde bulunulmuş yalnız can kaybı olmamıştır. Bu kazaya bağlı yirmi kadar köy bu neticede yakılarak eşya ve koyun keçisi Gemlik tarafına götürülmüş”[8] denmektedir.
Ayrıca merkezde talan edilen yerler hakkında bir başka evrakta da Ethem Paşa Oteli ve civarındaki binalar, Hacı Gökgöz’ün gelir getiren tüm mülkleri, Hacı Tahir’in oğlu Mehmet Efendi mahalledeki yapıları Yunanlılar tarafından bomba ve gaz yağı dökülmek suretiyle talan tahrip kullanılamaz edilmiştir denilmektedir.
Yenişehir dışında köylerde ise Paşayayla  köyünde köyün tamamı yakılmış ve köylü çoğunluyla katledilmiş, Beypınar, Köprühisar ve Papatya köyleri yağma ve talan edilip yakılmış, Karabahadır’da ibadethaneler ayaklar altına alınmış Yunanlıların tecavüzüne uğramış[9], daha bir çok köyde aynı zulüm ve facialar yaşanmıştır.
22 Eylül 1920 tarihinde Reşadiye’li Şeyh Şerafettin Efendi’nin damadı Hafız Efendi’nin de ailesi ve yanında bulunan bir şahısla beraber Yunanlılar tarafından katledildiği yine evraklara kayıt olunan bir başka vakadır.[10]
Yenişehir’de yaşanan bu mezalim o kadar şiddetlenmişti ki ikinci işgal sırasında durum bir şekilde İstanbulda bulunan "Bağışık Devletler" temsilciliğine iletildi. Bunun üzerine bir Fransız generali, gerekli incelemeyi yapmak için görevlendirildi. Bursa'dan hareket ederek 13 Ocak 1921 günü Yenişehir'e geldi. Kendine göre görüşmeler yaparak aynı günün akşamı yeniden Bursa'ya döndü.[11]
Bu dönemde ülkemizde bulunan ve yaşanan bu olaylara bizzat tanık olan İngiliz kadın gazeteci Grace Ellison, Yunan ordusunun geçtiği köy ve şehirleri şöyle anlatıyor: "Kadınlar ve çocuklar camilere doldurulmuş, kaçmasınlar diye makineli tüfeklerle kuşatılmış ve ondan sonra ateşe verilmiş. Tüm duygularım felce uğradı. Ortalıkta hiç hayvan görülmüyordu. Yunanlılar giderken bütün ambarları yakıp, bütün hayvanları götürmüşler. Yıkıntılar arasında suyu çekilmiş çeşme yalakları içinde serilmiş hasır ve kilimler üzerinde birbirine sokularak parça parça giysilerinin sağlayamadığı örtünmeyi sağlamaya çalışan kadınlar... iki bin beş yüz nüfustan iki yüzü hayatta kalmış. Yangının kararttığı minareleri ile iskelet halinde bir kent. Tüm kederler, çekilen acılar ve dağlanan yürekler, umutsuz gözlem, bekleyiş ve özlem. İşte kadınlar için savaşın anlamı."[12] diyerek yaşananları kelimeleri ile ifade etmeye çalışıyordu.
Camilere girip levhaları yırtan, Kuran-ı Kerim’leri ayaklar altına alan, halkın mukaddesatını hiçe sayan, camileri pisletip şehri ateşe veren yağmalarının ve sömürünün sonu gelmeyen işgal yıllarında konu 22 Kasım 1920günü TBMM’nin 1. Dönem 101. oturumunda da gündeme gelmişti. Meclis kürsüsünde söz alan İktisat Vekili Mahmut Celal Bayar Ertuğrul Sancağı’ndan Ziraat Memuru Hüseyin Fehmi Bey’in görevlendirildiği üzere Yenişehir’e gelerek buradan yaşanan zulmü gözlemlediğini ve raporladığını söyleyerek “Bu rapor hakikati bütün çıplaklığıyla size gösterecektir. Bunu halkımızın bilmesi ve tarihin kaydetmesi için bu kürsüden okuyorum.” dedi ve raporu okumaya başladı. O gün 16 Ekim 1920 tarihli okunan raporun sadeleştirilmiş Türkçesi aşağıdaki gibidir;
“İktisat Vekâletine
Yenişehir Kazasının Yunanlılar tarafından istilâsında yaptıkları zulüm ve tahribatın incelenmesi maksadıyla Ertuğrul Mutasarrıflığı tarafından meydana getirilen Heyette yer aldım. Yenişehir'e ve tahrip edilen dört köye 4 Kasım 1920 tarihinde vardık.
 Yenişehir Kaza Merkezinde iki yüz dükkân ve mağaza eşyalarıyla beraber, Hükümet binası, Ziraat Bankası, Posta ve telgrafhane, Jandarma, Düyunu Umumiye ve Belediye, üç otel, altı han, dört fırın, iki hamam, bir eczane, bir tekke ve iki imarethane, otuz dokuz ev ve yedi köy tamamen, yedi köy yarı yarıya ve dört köy kısmen yakılıp yıkılmıştır. On dört köyün malı, zahiresi, arabaları ve hayvanları tamamen Yunan askerleri tarafından götürülmüştür. Bundan başka kasaba ve köylerin ileri gelen ahalisinden bini aşkın şahıslar esir olarak götürülmüş, erkek ve kadın olmak özere dört yüz kişi dahi katledilmiş ve adedi belli olmayan kız ve kadınların ırz ve namuslarına tecavüz edilmiştir. Köylerdeki evlerin yakılması sırasında dışarı evlerinden dışarı çıkmayan birçok aile ve çocukların enkaz altında kaldıkları görülmüştür.
 Yenişehir Kazasına ait olup düşmanın istilasına uğrayan köy ve kasabaların zarar, ziyanının Komisyonumuzca yedi milyon lira civarında tespit edildiği malumatı arz olunur Efendim. 16 Ekim 1920
Ertuğrul Livası
Ziraat Memuru
Hüseyin Fehmi”

Celal Bayar’ın raporu okuması ardından söz alan Karesi vekili Vehbi Bey Yenişehir’de yaşanan zulmü kınadıktan sonra kendisinin de Yenişehir’den bir mektup aldığını belirtip söze devam etti;
“Bendeniz de yine oradan aldığım bir mektuptan, Vekil Beyefendinin okuduklarına ilaveten bazı malumat arz edeyim. Hükümet ve Belediye ve bunlara yakın olan dükkânlar, evler ve hamam tamamen yanmış, girilmedik ve soyulmadık ev, öldürülmedik adam, hayatı gasp edilmedik kadın ve namusu lekelenmedik aile kalmamıştır. On dokuz köyün bütün mal ve hayvanları gasp edildikten sonra kamyon ve toplanılan öküz arabalarıyla beraber götürülmüş ve diğer on yedi köy de, iğnesiz ipliksiz bırakılmıştır. Şimdi bu yapılan yapılmış ve inşallah öcümüzü de alacağız (inşallah sesleri) Yalnız yakılan bu yerlerin halkı ne olmuş? Bir kısmı yaralanmış, bir kısmı esir olmuş, götürülmüş, fakat kalan halk ne olmuş? Buna dair alınan haberlerde başka bir facia manzarası görülüyor. Bunca belalara uğrayan, açıkta kalan, kış gününde titreşen, o beşikteki yavrucakları, kadınları, ihtiyarları düşünelim ve ormanlar içinde öldürmeyelim. Onun için nerede bir ev bulursak o evlerin içine bunları oturtalım. Bunlar civardaki diğer köylere oralara yerleştirilsin.”[13]
Kurtuluş savaşı sırasında Yunan işgalinden tüm Anadolu olduğu gibi Yenişehir halkı da fazlasıyla zulüm çekti yerinden yurdundan kopan halk aylarca şehre geri dönemedi şehirde kalanlar her an korku ve panik içerisinde geceleri dahi uyuyamaz oldu. Merhamet duygularından yoksun Yunan ordusunun mezalimlerini yaşadı. Halk malından evinden servetinden oldu. Geleceğinden edilmek istendi. Yaradan bu tür zulümleri değil bir daha bu millete her ne millet olursa kimseye yaşatmasın.
Bizlerin bu konuları sık sık gündeme getirmesinin sebebi o günlerden gerekli olan derslerin çıkarılmasıdır. Bugün bu vatan topraklarında kardeşçe yaşayabilmek için o gün omuz omuza şehit düşen vatan diye toprağına kanını akıtan ecdadı tanımak bilmek ve anlamak gerekir.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır.
Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır.
(M.Akif Ersoy)



[1] Paris Barış Konferansı’nda Yunan Talepleri Ve Büyük Güçlerin Tutumu - Mehmet Sait Dilek
[2] Tanıkların Anlatımıyla Bursa Tarihi (Sözlü Tarih Arşivi 1919-1938) – Doç. Dr. Saime Yüceer – T.C. Uludağ Ünüversitesi KETAM yayın no:1 Bursa 2005 S:325
[3] Aynı Eser S:333
[4] Aynı eser S:326,327
[5] Başbakanlık Osmanlı Arşivi Harici Siyasi evrakı 2619/45 (Arşiv Belgelerine Göre Balkanlar’da ve Anadolu’da Yunan Mezalimi II Anadolu’da Yunan Mezalimi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı Yayın Nu:30, Ankara 1996, S:125
[6] İstînâf Müddeî-i Umumi: Savcı
[7] Osmanlı Arşiv Belgeleri Işığında İşgal Döneminde Bursa, T.C. Başbakanlık Atatürk, Kültür, Dil, Tarih Yüksek Kurulu, Atatürk Araştırma Merkezi
[8] Başbakanlık Osmanlı Arşivi Harici Siyasi evrakı 2619/58, aynı eser, S:130
[9] Aynı eser S: 167
[10] Aynı eser S: 154
[11] Bursa Yenişehir 1301-2001, Özdemir Şarman, Bursa 2001, S:31
[12] Aynı eser S:34 (Hüsnü A. Göksel: 09.09.1999 Cumhuriyet’den alıntı)
[13] TBMM Zabıt Ceredesi Cilt:6, Yüzbirinci içtima, S:19,20